Duyguların mı seni yönetiyor yoksa sen mi duygularını yönetiyorsun?
Duygular hayatımızın temelini oluşturur. Doğduğumuz andan itibaren duyguları hissetmeye başlarız. Örneğin, Yeni doğmuş bir çocuk acıkınca annesinin memesi gelmezse öfkelenip ağlayabilir.
Duygularımızın farkında olarak mı yaşıyoruz yoksa duyguları fark etmeden hisleri davranışlarımızda mı buluyoruz?
Bebekler ve çocuklar duygularını fark edemedikleri için düzenleyemezler. Aşırı uçta tepki verirler. Örneğin çocuğun oyuncağı kırıldığında üzüntüsü çok yoğun olabilir. Çünkü ona duygusal bir yatırım yapmıştır. Ebeveynin bu çocuğun duygularına ayna olması, çocuğun duygusunu tanımasına yardım eder. Bu çocuğun sakinleşmesini yardımcı olur. Çünkü adı konulan her şey kontrol edilebilir anlamı taşır. Bu örnek üzerinden gidersek eğer yetişkin şöyle aynalama yapabilir; “Araban kırıldığı için çok üzgünsün, bu yüzden ağlıyorsun” gibi.
Duygularına tercüman bularak büyüyen çocuk yetişkin olduğunda, muhatabı ile yaşadığı her olayda hissettiği duygu adlandırabilir, yer ve zamana göre uygun tepkiyi verebilir. Örneğin, eşinin doğum gününü hatırlamaması kendini önemsenmemiş hissettiren bir bayan bu duygusunu fark etmediğinde bunu kontrolsüz öfke olarak ya da pasif agresyon dediğimiz küsme olarak kendisini ifade edebilir. Oysa ki duygusunu fark eden bayan burada önemsenmemiş hissettim. En uygun zamanda bu konuyu eşimle konuşacağım diye karar alabilir ve eşinin sakin bir anında hislerini eşine ifade edebilir. Burada görüldüğü gibi kişi kendi duygusunun patronudur. Onu uygun şekilde yönlendirebilir. Aksi takdirde duygu çiğ bir şekilde çıkar ve kişi duygusunda kalmayıp olayı çok farklı yönlere çekebilir.
Tavsiye;
Gün içinde yaşadığın bir çok olayda duyguna odaklan. Duygunu fark ederek yaşa.
Çocuklarına da duygu aynası ol. Çocuğunuz öfkelenince, mutlu olunca bunları çocuğuna ifade et.



